Gönder
İptal veya Değişiklik

Divan Mersin

En iyi fiyatlar için

Yerel Saat

Hava Durumu

İletişim - Konum

Adres

Akkent Mah GMK Bulvarı
No: 612 Yenişehir / Mersin

Telefon: 0324 356 11 00
Faks: 0324 356 11 99
www.divan.com.tr
info.mersin@divan.com.tr   sales.mersin@divan.com.tr

Divan Mersin Otel

Akkent Mah GMK Bulvarı
No: 612 Yenişehir / Mersin,
Türkiye

Konum

Divan Mersin, Türkiye’nin en kalabalık onuncu şehri ve deniz ticaretinin en önemli kanallarından biri olan Mersin’in merkezinde yer alıyor. Divan Mersin’den, Adana Şakirpaşa Havalimanı’na 50 dakikada, şehir merkezine ise 2 dakika içinde erişilebiliyor. Organize sanayi bölgelerine, Fuar Merkezi’ne ve kentin modern marinasına yakın konumu sayesinde Divan Mersin’in misafirleri, şehrin önde gelen iş ve eğlence adreslerine kolay ulaşımın ayrıcalığını yaşıyorlar.  

Yakın Çevre

Kuzeyde Toros Dağları’na, güneyde ise Akdeniz’in sıcak sularına uzanan Mersin’in, bir ticaret şehri olarak mı yoksa bir tarih hazinesi olarak mı daha önemli olduğuna karar vermek zordur. Türkiye’nin ve Akdeniz’in en büyük limanına sahip olan Mersin, Çukurova’nın verimli ve bereketli topraklarında elde edilen tarım ürünlerinin, dünyaya dağıldığı önemli bir kanaldır. Aynı zamanda Anadolu’nun bilinen en eski yerleşim alanları Mersin, Yumuktepe’de yapılan kazılarda keşfedilmiştir. MÖ 7000’li yıllara dek geriye giden bu eserler, Mersin’i neredeyse 10 bin yıllık bir tarihin topraktan fışkırdığı benzersiz bir şehir kılmıştır.

Tarihi önemini modern yüzüyle günümüze yansıtan Mersin’in caddelerinde portakal, muz, limon ağaçlarının güçlü aromalarını duyarsınız. Divan Mersin’in yer aldığı şehir merkezi özellikle sahil şeridinin güzelliği ile ziyaretçilerine keyifli anlar vaat eder. Yumuktepe’de katman katman birikmiş, binlerce yıllık yerleşim tarihini kendi gözlerinizle görebilir, buradan çıkarılan eserleri Mersin Müzesi’nde inceleyebilirsiniz. 2011’de hizmet vermeye başlayan şehrin şık ve modern marinasında ise eşsiz bir manzaranın ve dünya standartlarında alışverişin keyfini aynı anda çıkarabilirsiniz.

İlçelerinin her biri hem turistik hem de tarihi olarak şehir merkezi kadar ilgi çekici olan Mersin’in, akıllara durgunluk veren Cennet – Cehennem Mağaraları veya trajik hikayesiyle denizin ortasında yalnız duran Kızkalesi, görülmesi gereken öncelikli yerleridir. Deniz ticaretine ilgisi olanlar için Taşucu’nda Türkiye’nin tek Amfora Müzesi’ni gezmek ya da damak zevkine güvenenler için tantuniyi yerinde yemek gibi birçok tecrübeyi ya Mersin’den başka bir ilimizde yaşayamazsınız, ya da daha iyisini bulmanız oldukça zordur. 

Yakındaki Görülecek Yerler

Taşucu Arslan Eyce Amphora Museum

Commerce in Mersin, Turkey's largest port, dates back thousands of years and has been practiced by dozens of civilizations. For that reason it is singularly appropriate that Turkey's first and only museum devoted to one of the most important elements of maritime trade throughout history, the amphora, should be located in Mersin. The Arslan Eyce Amphora Museum, located in Taşucu, sheds light on the 3,000-year history of these two-handled vessels with pointed bases that can be stacked one atop the other. The museum's collection features hundreds of examples from Syrian and Palestinian amphorae dating to the 7th century BCE to Hellenistic, Roman and Byzantine amphorae that shed light on the region's lively commercial life.

Nusret Mayın Gemisi Müzesi

Dünyanın en ünlü mayın gemisi olarak bilinen Nusret, 1915 yılında Çanakkale Boğazı’na döşediği 26 mayınla, İngiliz savaş gemilerini sulara gömmüş ve Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirmiştir. 90’lı yıllarda Mersin Limanı’nda batan ve 1999’da gönüllü girişimlerle tekrar su yüzüne çıkarılan bu ikonik gemiyi Tarsus Belediyesi satın aldı ve müze haline getirdi. Nusret, 2003 yılından bu yana Çanakkale zaferi temasında oluşturulmuş güzel bir parkta sergileniyor. Zaferin 100. yıl dönümü için 2015 yılında sembolik de olsa sularla tekrar buluşan gemi, tarihin en şaşırtıcı galibiyetlerinden birini, yaşandığı topraklardan yüzlerce kilometre uzaktaki ziyaretçilerine hatırlatıyor.

Cennet ve Cehennem Mağaraları

Asıl adları Cennet Çöküğü ve Cehennem Çukuru olan ve Silifke ilçesinde, birbirlerine 80 metre mesafede bulunan bu dev mağaralar, sırasıyla 70 ve 128 metre derinliğe sahiptirler. İçbükey duvarları sebebiyle ekipmansız olarak içine girilemeyen Cehennem Çukuru’nu, oluşturulan özel platformdan görebilir, sonsuz gibi gelen ürkütücü manzarasını izleyebilirsiniz. Cennet Çöküğü’ne ise yeşilliklere doğru alçalan ve ağaçların altında adeta kaybolduğunuz bir merdiven yardımıyla inilebilmektedir. Her ne kadar Cehennem Çukuru’na giremeseniz de, Cennet Mağarası’nın tabanındaki serinlik ve yankılarında huzur bulacağınız  yer altı sularının sesleri size Cennet’i, geri dönüş yolunun bitmeyen merdivenleri ise Cehennem azabını anımsatabilir.

Kızkalesi

Erdemli ilçesinde, içinde yer aldığı beldeyle aynı adı taşıyan, denizin ortasındaki küçük bir adacıkta inşa edilmiş bu kale, kıyıya 200 metre uzaklıkta, sahildeki bir diğer Orta Çağ kalesi olan Korikos Kalesi’nin karşısında bulunmaktadır. Sekiz kuleyle korunan kale, beldede bulunan su kemerleri, kiliseler, kaya mezarları gibi çok sayıda tarihi eserin en ünlüsüdür. Bizans İmparatorluğu döneminde 1104 yılında inşa edilen kaleyle ilgili efsane, İstanbul’un meşhur Kız Kulesi’nin efsanesine benzer ve prenses kızını kaçınılmaz ölümden korumaya çalışan bir kralı anlatır. Beldenin denizi ve kumsalları da tarihi zenginliğinin gölgesinde kalmayacak kadar etkileyicidir. 

Mersin Müzesi

Mersin sadece çok sayıda uygarlığın ev sahibi olmakla kalmamış aynı zamanda Anadolu’nun ilk yerleşim merkezlerinin de kurulduğu yer olmuştur. Öyle ki bunların bilinen en eskilerinden Yumuktepe ve Gözlükule’de yapılan kazılarda çıkarılan eserlerin tarihi, Yeni Taş Devri’ne kadar uzanmaktadır. 7000 yıllık bu eserler, Tunç Çağı, Urartu, Helenistik, Bizans ve Roma devirlerinden birçok tarihi eserle beraber Mersin Müzesi’nin üç ayrı salonunun ikincisinde görülebilir. 1978 senesinde kurulan ve 2001 yılında yenilenerek bugünkü halini alan müzenin ilk salonunda taş eserlere ve Roma döneminden heykellere, üçüncü salonunda ise süs eşyaları, elbiseler, kilimler gibi etnografik eserlere yer verilmiştir. 30 binden fazla eserin bulunduğu müzenin, teşhirde yer bulabilmiş yaklaşık 2500 eseri, milattan binlerce yıl öncesinin günlük hayatını günümüze taşımaktadır.

St. Paul Kilisesi ve Kuyusu

Hıristiyanlığın yayılmasında büyük rol oynamış Aziz Paul’un, adına yapılan birçok kiliseden günümüzde tek ayakta kalanı, doğduğu yer olan Tarsus’ta bulunmaktadır. MS 11 – 12. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilen yapı 1800’lerde önemli bir restorasyon geçirmiştir. Günümüzde ise anıt müze olarak ziyaretçilerini ve hac amacıyla gelen Hıristiyanları ağırlamaktadır. Tarsus doğumlu bu önemli tarihi figürün, evi olduğu düşünülen bölgede ise St. Paul Kuyusu yer alır. Suyu Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen 1.15 metre çapındaki bu kuyunun civarında yapılan çalışmalarda Aziz Paul’un yaşadığı ev olabilecek yapının duvarları da keşfedilmiştir. 

Yumuktepe Höyüğü

Şehrin merkezinde yer alan bu tarihi hazine, milattan 7 bin yıl öncesine kadar uzanan yerleşim geçmişinin izlerini taşımaktadır. 1936’ta kazı çalışmalarına başlanan höyükte 23 tabakalı yerleşim saptanmış, 2014 yılında ise 6500 yıllık bir sarayın izleri bulunmuştur. Araştırmaların devam ettiği bölgeden çıkarılan eserler Mersin Müzesi’nde görülebilmektedir. Höyükte ise Cilalı Taş Devri’nden Hitit İmparatorluğu’na, Roma İmparatorluğu’ndan, bölgenin bir ticaret merkezi olarak önemini yitirdiği Bizans dönemine kadar sahne olduğu türlü çağların izleri, canlı bir şekilde tecrübe edilebilmektedir.

Kanlıdivane

Tarihi MÖ 3. yüzyıla dek uzanan bu antik kentin en ilginç özelliği 30 metre derinliğindeki dev bir çöküğün etrafına kurulmuş olmasıdır. Büyüklüğü sebebiyle bu çöküğe farklı medeniyetler tarafından kutsal anlamlar yüklenmiş, bunun sonucunda kent de dini bir merkez olarak varlığını sürdürmüştür. Efsanelere göre zalim kralların suçluları bu çukura atarak aslanlara yem ettiği söylenir, hatta kentin ismi de bununla ilişkili görülür. Ancak çöküğe inmekte olan merdivenler ve burada yer alan mağaralar, içinin de yerleşim yeri olarak kullanıldığına işaret eder. Çöküğün içindeki kabartmalardan, etrafındaki caddeler, mezarlar ve bazilikalara kadar keşfedilecek çok sayıda tarihi eser vaat eden bölge, akustiğinin güzelliği sebebiyle günümüzde etkileyici konserlere ev sahipliği de yapmaktadır.  

Mersin Atatürk Evi Müzesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925’teki Mersin ziyareti sırasında eşi Latife Hanım ile birlikte 11 gün boyunca konakladıkları bu yapı, günümüzde Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açıktır. 1897 yılında, dönemin Almanya Konsolosu’nun konağı olarak inşa edilen bina, yaklaşık 100 sene boyunca farklı ailelere ev sahipliği yaptıktan sonra 1992’de müze olarak düzenlenmiş ve resmi açılışı yapılmıştır. İki katlı yapının ilk katında bir fotoğraf ve belge galerisi bulunmakta, Atatürk’ün Anıtkabir’den getirilmiş olan 22 kişisel eşyası sergilenmektedir. Özel mobilyalarla döşenmiş üst katındaki 7 odada ise etnografik eserlere yer verilmiştir.

Mersin Marina

Bir liman kenti olarak tanınan ve ülkemizin en büyük limanının bulunduğu Mersin, 2011 yılı itibarıyla artık Doğu Akdeniz’deki en büyük marinaya da ev sahipliği yapıyor. Uluslararası yat turizminde Mersin’i bir adım daha öne geçirmek için inşa edilen marina, 1000 yatlık kapasitesi, 3500 m2lik alana yayılan yat kulübü, Dünya ve Akdeniz mutfaklarında uzmanlaşmış markaların yer aldığı restoranlar bölgesi ve 2000 kişilik amfi tiyatrosuyla, tarihi binlerce yıla yayılmış Mersin’in modern yüzünü oluşturuyor. Marinada yer alan alışveriş imkanlarıyla keyifli bir öğleden sonra geçirebilir, Akdeniz’in mükemmel manzarasıyla gün batımını izleyebilirsiniz.

Tarsus Ulu Cami

Tarsus’un en büyük camisi olan Ulu Cami’nin tarihi, Mersin’le beraber şekillenmiştir. Bulunduğu yerde 9. yüzyılda Abbasiler tarafından bir cami inşa edilmiş, Bizans işgalinden sonra bu yapı St. Pier Kilisesi’ne çevrilmiştir. 1579 yılında Osmanlı hükümdarlığında ise aynı konuma, Ramazanoğulları’ndan İbrahim Bey tarafından bugünkü Ulu Cami’nin inşası yapılmıştır. Tek minareli yapı çok yakınındaki St. Paul Kilisesi ve caminin eski minare kaidesinden çevrilen Tarsus Saat Kulesi ile birlikte bölgenin tarihi dokusunu tamamlar. Caminin siyah beyaz mermerlerle süslü taç kapısı ve 16 kubbeli avlusu görkemli bir karşılama sunarken, avludaki şadırvandan akan suyun sesi ziyaretçilerine kutsal bir mekanın alçakgönüllü huzurunu hatırlatır.