|
|
Yerel Sıcaklık
13 oC /
55 F |
|
 |
|
 |
 |
|
İstanbul Turistik Yerler
Sokullu Mehmet Paşa & Rüstem Paşa Camiileri |
 |
Her iki camii de Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamları için Osmanlı’nın en büyük mimarı Koca Sinan tarafından yapılmış. Mimari eserlerinde daima hiyerarşiyi gözeten Sinan, Selatin Camiileri (Padişahlar için yapılan camiiler) ve hanedan üyelerinin banisi olduğu camiilerle kıyaslandığında daha mütevazi bir üslubu uygun görmüş. Dekorasyonunda bugün bile kalitesi yakalanamayan eşsiz İznik çinilerinin başrol oynadığı camiilerin ikiside kare avlu içine yerleştirilmişler. Ayırıcı mimari özelliklerinin başında Koca Sinan’ın Sokollu Mehmet Paşa Camii’nde altıgen, Rüstem Paşa Camii’nde ise sekizgen plan kullanması geliyor. Mimarbaşı her iki yapıtını da etileyici kubbelerle süslemiş. Sinan’ın inşa ettiği küçük boyutlu camiiler arasında en güzelleri olarak kabul edilirler. |
|
Küçük Aya Sofya |
 |
Bugün Küçük Aya Sofya olarak bildiğimiz camii, 6. yüzyıl başlarında Aya Sofya kilisesinin yapımından kısa bir süre önce, ordunun koruyucu azizleri olarak kabul edilen Aziz Sergiyos ve Aziz Bakhos adına inşa edilen Sergiyos ve Bakhos Kilisesi aslında. Mimari planlarının benzerliğinden dolayı halk tarafından Küçük Aya Sofya olarak adlandırılan kilise 16. yüzyılda minare ve medresenin eklenmesiyle camiiye dönüştürülmüş. Aya Sofya’nın küçük kızkardeşi ziyaretçilerini önce renkli ve zarif avlusuyla, sonra da muhteşem iç dekorasyonu ve İstanbul’da emsali bulunmayan sıra sütunları ile büyülemeyi adet edinmiş. |
|
Büyük Saray / Mozaik Müzesi |
 |
Ortaçağın harikalarından biri olarak kabul edilir Bizan İmparatorlarının Büyük Saray’ı. Hipodrom’dan (At Meydanı, Sultanahmet Meydanı) Marmara Denizine kadar olan geniş bir alanı kaplayan Saray ne yazık ki İstanbul’un fethi sırasında büyük zarar görmüş. Geriye kalan harabelerse “modern yapılaşmanın” arasında kaybolmuş. Bu makus talih 20. yüzyılda bugün Arasta Çarşısı olarak bilinen yerde yapılan çalışmalar sırasında olağanüstü güzellikte mozaiklerin ortaya çıkarılmasıyla değişmiş. Genellikle doğayı resmeden mozaiklerin arasında vahşi hayvan savaşlarını betimleyenler de bulunumakta. Tüm tarih meraklıları, paha biçilmez eserlerin olduğu ve kazıların devam ettiği bölgedeki çalışmaların biran önce tamamlanıp Büyük Saray’ın altın çağındaki görüntüsüne kavuşmasını heyecanla bekliyor. Bu satırların yazılırken çalışmalar hala devam ediyordu. |
|
Aya İrini (Kutsal Barış) |
 |
Topkapı Sarayı’nı birinci avlusunda yeralan görkemli Kutsal Barış kilisesi, 6. asırda Aya Sofya’dan hemen önce inşa edilmiş ve bir süre Konstantinopol’un katedrali olarak kullanılmış. Aya Sofya gibi merkezi planlı olan binanın en dikkat çekici özelliği doğu apsisinde yeralan ve 8. yüzyılda ikonoklast (putları yıkan) imparator büyük V. Konstantin tarafından yaptırılan muhteşem mozaik haç. İstanbul’un fethinden sonra camiiye çevrilmediği için günümüze özelliklerini kaybetmeden ulaşan yapı, Bizans’tan kalan tek atriumlu (etrafı revaklı avlu) kilise olma özelliğini de taşıyor. Adıyla bir ironi oluşturacak şekilde 19. asırda Osmanlı’nın ilk müzesi olan Müze-i Hümayun’a (Askeri Müze) ev sahipliği yapan kilisede bugün çeşitli konserler veriliyor. |
|
Yerebatan Sarnıcı |
 |
Sık sık kuşatılıp saldırıya uğradığından dolayı Konstantinopol için hayati önem taşırmış Yerebatan Sarnıcı. Günümüze ulaşan birçok sarnıcın arasında tonozlu çatısını destekleyen 300 sütunu ve muazzam görüntüsü ile hemen öne çıkıyor. İçinde hala su olan sarnıcın keyfini asıl sürenlerse etrafta salına salına gezen balıklar. En sondaki sütunların kaidesi olarak kullanılan Medusa başlarının son dönem Roma binalarından alındığı düşünülmekte ancak o kadar yolu katederek sarnıca nasıl ulaştıkları sorusu gizemini bugün de koruyor. |
|
Aya Sofya |
 |
Aya Sofya ya da Kutsal Bilgelik Kilisesi dünya mimarlık tarihinin tartışmasız başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Heybetli yapısı bugün bile İstanbul’un silüetini oluşturan birkaç eserden biridir. 6. yüzyıl başlarında imparator Jüstinyen tarafından inşa edilen kilise Trallesli Anthemius ve Miletli İsadore tarafından tüm dünyayı hayrete düşürmek maksadıyla tasarlanmış, asırlardır da bu görevini başarıyla sürdürüyor. Yüzyıllar boyu dünyanın en büyük kilisesi ünvanını taşıyan Aya Sofya, doğu-batı eksenindeki yarı kubbeleri, gösterişli kuzey-güney koridorları ve muazzam kubbesi ile kendisine duyulan hayranlığı fazlasıyla hakediyor. Aya Sofya’yı haklı ününe taşıyan orta ve son dönem Bizans’tan kalan nefes kesici mozaikler arasında doğu yarı kubbede yeralan Tahttaki Meryem Ana ve Çocuk ile güney galeride bulunan gözalıcı imparatorluk portreleri sayılabilir. |
|
Sultanahmet Camii |
 |
Sultan I. Ahmet tarafından Osmanlı’nın büyük mimarı Sinan’ın öğrencisi Davut Ağa’ya 1607 senesinde yaptırılmış. Dört yarım kubbenin çevrelediği merkezi bir kubbeden oluşan tasarımı ile hocasının anısına gönderme yapan Davut Ağa’nın iç dekorasyonda kullandığı çiniler yabancı turistlerin yapıyı “Blue Mosque” (Mavi Camii) olarak isimlendirilmesine de neden olmuş. Muhteşem avlusu İstanbul’daki en iyi camii avlularından biri olarak kabul edilen Sultanahmet Camii, aynı zamanda şehirdeki altı minareli tek camii olma özelliğini de taşır. |
|
Rum Patrikhanesi |
 |
Fener semtinde yeralan ve tüm Ortodoks dünyasının merkezi olarak kabul gören Rum (ya da dünyanın kullandığı şekilde Ekümenik) Patrikhanesi, ilk kez görenleri şaşırtan sadelikte kubbesiz bir kilise. Bu sadeliğini, aralarında altın ve gümüş ikonaların ve sedef kakmalı patriklik tacının da olduğu görkemli iç detaylarla birleştirmeyi başaran patrikhane, olağanüstü bir hazinenin sahibidir de aynı zamanda; orta dönem Bizans’tan günümüze ulaşabilmeyi başarmış en güzel Meryem Ana mozaiği kuzey koridorda görülebilir. |
|
Cantemir Prensleri Sarayı & Moğolların Azize Mary’si |
 |
Fener’den ve Patrikhane’den yukarı doğru çıkan merdivenleri takip ettiğinizde yol sizi harika bir restorasyon geçirmiş Cantemir Sarayı’nın önünden geçirerek Moğolların Azize Meryem Kilisesi’ne getirir. Rum asıllı olan ve Osmanlı padişahları tarafından Eflak-Boğdan yönetimine atanan Cantemir Prenslerinin bu görev sayesinde ellerinde tutukları güç ile ne kadar büyük bir zenginliğe ulaştıklarının da kanıtıdır bu saray. Moğolların Azize Mary’si olarak bilinen prenses Maria Paleologina’nın hikayesi ise Cantemir prenslerinin aksine hüzün dolu; bir diplomasi oyuncağı olarak Moğol Hanı ile evlendirilmiş ve kocasının ölümü üzerine yeni Han ile evlenmeyi reddedip kiliseye çekilmiş Maria. Onun adına yapılan bu kilise defalarca onarımdan geçirildiği için orjinal yapı hakkında birşey söylemek zor, ancak İstanbul’un fethinden önce yapılıp hala kilise olarak kullanılan tek yapı olma imtiyazına sahip. |
|
Kariye Camii & Blachernae Bölgesi |
 |
İstanbul’un fethinden sonra camiiye çevrilmiş Chora Kilisesi, günümüzde ise müze olarak kullanılıyor. Birçok kubbeden oluşan görüntüsüyle geç Bizans döneminin tipik mimari özelliklerini taşıyan bu zarif kilisenin barındırdığı 14. yüzyıl mozaikleri ve freskleri ise uzmanları tarafından tartışmasız kendi türlerinin başyapıtları arasında sayılıyor. Kariye Müzesinden yapacağınız kısa bir yürüyüşle 13. asrın sonlarında yapılmış ve günümüzde Tekfur Sarayı olarak tanınan yapıya ulaşmanız mümkün. İstisnai bir örnek olarak günümüze kadar iyi korunmuş sarayın eşsiz duvar bezemeleri hemen dikkat çekiyor. Tekfur Sarayı’nın bir zamanlar geniş bir alan kaplayan ve son dönem imparatorlarının yaşadığı Haliç yakınlarındaki Blachernae Sarayı ile mutlaka bir bağlantısı olması gerektiği düşünülüyor. Bu devasa saraydan ne yazık ki günümüze sadece bir pavyon ve restorasyona alınmış tonozlu alt strüktürler kalmış. |
|
Prens Adaları |
 |
İstanbul’dan ulaşımın son derece kolay olduğu ve şehrin merkezinden bile kolayca görülebilen bu adalar topluluğu “Prens Adaları” adını Bizans döneminde prensler, imparatorlar, imparatoriçeler ve gözden düşmüş asillerin sürgün yeri olarak kullanılmasına borçlu. Bugün üstlendikleri görevse büyük şehrin gürültü ve keşmekeşinden kaçan İstanbulluları kucaklamak. Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada gurubu oluşturan adalar. Kınalıada haricindekilerin hepsinin yeşili bol, ve sokakları Osmanlının son dönemlerine ait köşklerle süslenmiş. Bu köşklerden biri Meksika’ya gidip bir suikasta uğramadan önceki dört sene boyunca Marksist düşüncenin teorisyenlerden Lev Troçki’ye ev sahipliği yapmış. |
|
Galata |
 |
İstanbul’un Konstantinopol olduğu dönemlerde bir Ceneviz kolonisi olarak hayata başlamış Galata ve 14. yüzyılda Bizans gerilerken O gelişmiş. Bugün Karaköy olarak adlandırılan bölgede o günlerden çok sayıda güzel yapı ulaşmış günümüze. Aralarında havuzunda kutsal olduğuna inanılan balıkların yüzdüğü gotik kiliseyi de sayabileceğimiz eserlerin şüphesiz ki en bilineni bölgeye hakim olan ve ziyaretçlerine olağanüstü bir İstanbul manzarası hediye eden Galata Kulesi. Cenevizlilerin ayrılmasından sonra genellikle Musevilerin yaşadığı bir semt haline gelen Galata’daki sinagoglar bugünde hizmet vermeye devam ediyorlar, sadece bir tanesi müze olarak kullanılıyor. |
|
Yeni Cami & Mısır Çarşısı |
_and_The_Spice_Bazaar.jpg) |
Hem Yeni Camii hem de Mısır Çarşısı aslında hastane, medrese, türbe, hamam ve iki çeşmeden oluşan büyük bir külliyenin parçası olarak yapılmışlar. 1597 senesinde Sultan III. Mehmet’in annesi Safiye Sultan tarafından yapımına başlanan külliye, türbede de gömülü olan Valide Sultan Turhan tarafından 1663 yılında tamamlanabilmiş. 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı klasik döneminin en güzel camiilerinden biri olarak kabul edilen Yeni Camii, dekorasyonunda yoğun olarak kullanılan çinileriyle de ünlü. Devasa tonozlu yapısıyla Eminönü’ne gelenlerin dikkatini hemen çeker Mısır Çarşısı. Çeşitli baharatların satılmasına rağmen adını uzakdoğu ve hindistan mallarının Mısır kervanları ile Mısır’dan getirtilmesinden almış. Aklınıza gelebilecek her türlü baharatı bulabileceğiniz çarşı için ufak bir uyarımız var; safran olarak satılanların gerçekte zerdeçal (hintsafranı=turmerik) olma ihtimali çok yüksek. |
|
Zeyrek Camii |
 |
Valens Su Kemerine yakın bir tepenin üstünde yeralan ve birbirine bağlı üç kiliseden oluşan bu heybetli eser, İstanbul’daki Bizans döneminden kalmış en etkileyici anıtlardan biri olarak kabul edilir. Bir araya gelmiş birçok kubbe ve yarım kubbenin oluşturduğu bu çarpıcı silüeti, John II. Komnenos (1118-1143) 12. asrın ilk yarısında yaptırmış. Harika mermer mozaik zemini iyi durumda olmasına karşın, ne yazık ki dekorasyonda kullanılan mozaiklerden sadece küçük bir bölümü bugüne ulaşmış. İki ana kiliseyi bağlayan şapel aynı zamanda son Bizans imparatorlarının defin yeri olarak da kullanılmış. |
|
Fethiye Camii |
 |
Kariye camii gibi 14. yüzyılda bir manastır olarak inşa edilen Fethiye Camii, İstanbul’un fethinden sonra camiiye çevrilmiş. Güney tarafındaki şapel ise en az camii kadar dikkat çekiyor. Kariye Camii gibi olağanüstü güzellikteki mozaiklerle donatılan Fethiye Camiinde göreceğiniz İsa’nın vaftizini tasvir eden parça ziyaretçileri en çok etkileyen eser. Son dönem Bizans sanatı ve mimarisinin en mükemmel örneklerini bulabileceğiniz manastırın planı daha sonraları bir çok camiinin yapımında örnek olarak kullanılmış. |
|
Topkapı Sarayı |
 |
Eski Bizans şehrinin yerine kurulan Topkapı Sarayı’nın yapımına İstanbul’un 1453’de fethinden kısa bir süre sonra başlanmış. İnşaatı çok hızlı ilerleyen ve bugünkü halini alan saray, binalar kompleksini çevreleyen dört muhteşem avludan oluşur. Saray mutfağını oluşturan görkemli yapıları gördüğünüzde Osmanlı’nın önceliklerini de anlıyorsunuz. Bir zamanların mutfak binaları bugün paha biçilmez Çin ve Acem porselenlerinden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Ancak ziyaretçilerin ilgisini en çok çeken bölüm Harem. Bu akılları karıştıran koridorlar, salonlar ve birbirinin içine geçmiş odalar (çoğu zarif çiniler, tablolar ve altın varaklarla dekore edilmiş) ikinci avludan alıp, en şaaşalı dönemlerinde Osmanlı padişahları tarafından kullanılan taht odasının da olduğu üçüncü avluya götürür sizi. |
|
Süleymaniye Camii |
 |
Tam da mimar başının hedeflediği gibi Aya Sofya’ya rakip olduğunu tüm dünyaya ilan etmiş Süleymaniye ve ilk günden İstanbul silüetindeki yerini almış. Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) için inşa ettiği camii, merkezi bir kubbe ve yanındaki iki yarım kubbe ile büyük kilisenin bir yansıması gibi. Sinan’ın tek hayıflandığı nokta olan Aya Sofya’dan daha büyük kubbe yapamamak bile eserin ihtişamını azaltmaya yetmemiş. |
|
Boğaz |
 |
Boğazda tekne turu yapmadan İstanbul gezisini tamamladığını söyleyemez hiç kimse. Böylesi bir tur, gösterişli Dolmabahçe Sarayı’nı, daha küçük olmakla birlikte daha ince bir zerafetin hakim olduğu Beylerbeyi Sarayı’nı (çok etkilenen imparatoriçe Eugenie Fransa’ya dönüşünde bir kopyasını yaptırmış), muhteşem ikiz kaleler Rumeli ve Anadolu Hisarlarını, sayısız yalıyı, eskinin Osmanlı köyleri olan Ortaköy, Arnavutköy ve Emirgan’ı denizden görmenin sonsuz zevkini yaşatır. |
|
Pera Müzesi |
 |
Harika bir 19. yüzyıl köşkünde bulunan müze, üç kalıcı sergiye ev sahipliği yapıyor; son dönem Osmanlı portreleri, şahane Kütahya seramikleri ve Helenistik çağ ve öncesine ait antik ağırlık ve ölçü birimleri. Müzede ayrıca geçici sergiler de yer alıyor; en son olarak Jean Dubuffet, Cartier Bresson ve Marc Chagall’ın retrospektifleri sergilenmiş. |
|
Rahmi M. Koç Müzesi |
 |
Türkiye’de ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış ilk büyük müze olan Rahmi M. Koç Müzesine, tarihi Haliç kıyısında yer alan ve kendileri de endüstriyel arkeolojinin en önemli örnekleri olarak kabul edilen binalar ev sahipliği yapıyor. Sergilenen koleksiyonda gramofon iğnesinden gerçek gemi ve uçaklara kadar çok çeşitli binlerce objeyi incelemek mümkün. Müzenin konumu ise eski ve yeni İstanbul’a olan yakınlığı, romantik ve tarihi dokusundan ötürü rakipsiz. Günlük yaşamları değiştiren, yetenekli mühendis ve sanatçılar tarafından yaratılmış, insanlığın maharet ve alın terinden oluşmuş objelerin yanısıra ruhlara hitap eden güzelliklerinde sergilenmesi müzenin çekiciliğinin sırrı. |
|
Sadberk Hanım Müzesi |
 |
Koç ailesi tarafından kurulan müzede aileye ait Osmanlı sanat eserlerini ve mobilyalarını, Anadolu antikaları ve İslami sanat eserlerini, sikkeleri, ve Osmanlı dönemi kıyafetlerini görmek mümkün. Müzenin sanat tarihi bölümüne ev sahipliği yapan köşk ise bir zamanlar Osmanlı parlamentosu üyelerinden Manukyan Azaryan Efendi’nin yazlık eviymiş. Arkeolojik bölüm ise modern tarzda inşa edilen Sevgi Gönül binası binasında yer alıyor ve ziyaretçilerine aralarında İyon, Helen, Roma ve Bizans’ın da bulunduğu Anadolu uygarlıklarına ait eserleri görme imkanı sunuyor. Sergilenen eserler arasında tarihi M.Ö 6. asıra dayanan bulgular olması bu bölüme olan ilgiyi arttıran nedenler arasında. Arkeolojik bölümde ayrıca 14 – 16. yüzyıllar arası döneme ait Çin seladon porseleni koleksiyonu, ve özellikle Osmanlılar için yapılmış 18. yüzyıl Çin porselenleri de görülebilir. |
|
|