Çoğu insan Ankara’nın devasa devlet binaları ve geniş açık alanlardan oluşan bir şehir olduğunu düşünür. Oysa aslında bu şehir, tarihi Hattiler tarafından istila edildiği bronz çağa kadar dayanan çok eski (hatta İstanbul’dan bile eski) antik bir yerleşim bölgesi. Antik çağlarda Ankyra olarak bilinen kent, zaman içinde Firigyalılar, Persler ve Celtler tarafından yönetildikten sonra Romalılar tarafından fethedilmiş ve imparatorluğun Galatya eyaletinin başşehri olarak ilan edilmiş. Ankara’nın hisar bölgesi ya da daha bilenen adıyla Kalesi, Anadolu’da görebileceğiniz en güzel antik tablolarından biridir.  Dolambaçlı dar sokaklarını süsleyen geleneksel Osmanlı evlerinin kimileri bugün şık restaurantlara ev sahipliği yapıyor. Çevreleyen istihkam duvarları 9. yüzyılın başlarında imparator Michael Amorian tarafından yaptırılmış. Yaşına aldanmayın hala büyülemeye devam ediyor.
Aslanhane Camii
Ankara’nın en gözalıcı camii olarak kabul gören Aslanhane Camii, aynı zamanda en eskilerinden biridir de… 13. asır başlarında inşa edilen yapıt, Selçukluların ahşap direkli camiilerinden biri. Bu camiilerden günümüzde sadece yarım düzine kadarının yaşadığı düşünülürse, eserin kıymeti daha bir ortaya çıkar. Kale surlarının hemen dışında Roma dönemine ait başlıklarla süslenmiş 24 ahşap sütunun üstünde yükselen camiiye girdiğinizde, mihraba mutlaka bir göz atın; özgün süslemeleri ve çini mozaikleri ile Anadolu’nun en güzel örnekleri arasında sayılıyor..
Alaeddin Camii
Ankara’nın bu en eski camii 1178 senesinde yapılmış. Ancak Osmanlı dönemindeki restorasyon çalışmalarından ötürü ne yazık ki orjinal özelliklerinden çoğunu kaybetmiş. Bugün, özellikle Selçuklu dönemi ahşap oymacılığının baş yapıtı olarak kabul edilen muhteşem mimberi ile ziyaretçilerinin gözlerini kamaştırıyor.
Ahi Elvan Camii
1382 yılında inşa edilen camii, 1413 senesinde Sultan I. Mehmet tarafından onarılmış. Alaedin Camii’ndeki gibi, Selçuklu uslubunda yapılmış şahane mimberi ile dikkat çekiyor. Çatısı Roma ve Bizans yapılarından  devşirilmiş 12 sütunla destekleniyor.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Çok büyük olmamasına rağmen, tartışmasız dünyanın en önemli müzelerinden birindesiniz. Burada, dünyanın bilinen en eski Neolitik yerleşim yeri olan Çatalhöyükten çıkartılan ve ziyaretçileri hayrete düşüren duvar resimlerinden başlayarak  Hitit, Urartu, Asur, Frigya, ve Lidya uygarlıkarından kalan başyapıtlar arasında gezinerek, antik Anadolu’da tarihi bir yolculuğa çıkacaksınız. Müzelere çok fazla ilgi duyan bir değilseniz bile Anadolu Medeniyetleri Müzesini mutlaka görmenizi öneririz.
Augustus ve Roma Tapınağı
Romalıların Anadolu’yu fethedip Anykra’yı Galatya’nın başşehri olarak ilan etmelerini takiben, M.Ö. ilk yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olan Augustus ve Roma Tapınağı, M.S. 2. yüzyılda Romalılar tarafından genişletilmiş, 6. asırda ise Bizanslılar tarafından kiliseye çevrilmiş. Augustus Tapınağının kalıntılarının bir kısmı 15. yüzyılda yapılan Hacı Bayram Camii’nin içinde kalmış.
Roma Hamamı
Imparator Caracalla’ya atfedilen hamam, kökeni Anadolu’daki Asclepios’a dayanan tıp tanrısına adanmış. Ne yazık ki hamamın alt yapısının sadece bir bölümü ve ilk katı ayakta.
Hacı Bayram Camii
Selçuklu uslubunda inşa edilen camii, Hacı Bayram Veli onuruna 15. asırın başında yapılmış. Mimarı bilinmeyen ve büyük Osmanlı mimarı Sinan tarafından 16. yüzyılda restore edilen camii 18. yüzyılda Kütahya çinileri ile süslenmiş.
Anıtkabir / Atatürk'ün Mozolesi
Türkiye’nin bağımsızlığını sağlayan ve modern, laik Türkiye Cumhuriyetini kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahının heybetli ve etkileyici olması beklenir, gerçekten öyledir de... Yüksek sütunalarıyla Anadolu’nun muhteşem mabetlerinin modern bir yorumla yeniden yapılmış halini andırır.  Vatanseverlerin daimi uğrak yeri olan Anıtkabir,  içeri girildiğinde tüm dikkatlerin Ulu Önder’in mezarında toplanmasını sağlayacak şekilde boş bırakılmış. Anıtkabir ayrıca Atatürk’ün yakın silah arkadaşı ve O’ndan sonra cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş olan İnönü’nün mezarına da ev sahipliği yapıyor.
Rahmi M. Koç Çengelhan Müzesi
Ankara Kalesi’ndeki Rahmi M. Koç Çengelhan Müzesi, Ankaradaki en eski binalardan birinde bulunuyor. Kanuni Sultan Süleymen’ın kızı Mihrimah Sultan’ın eşi Rüstem Paşa tarafından 1523 senesinde yaptırılan bina, uzun yıllar Han olarak yolcu ve tüccarları ağarlamış ve Ankara yöresinin ticaretinde önemli rol oynamış. Kemer ve sütunlarıyla benzersiz olan mimarisi Osmanlı mirasını yansıtıyor.  Daha sonraları tabakhane ve yün deposu olarak kullanılan bina, sergilenen 800’den fazla obje ile Ankara’nın ilk endüstri Müzesine ev sahipliği yapmaya başlamış.